Tacizlerin Mağdurları Ve Tanıkları Konuşmaya Devam Ediyor! Tiyatro Eğitiminde Cinsel Taciz Üzerine Bir Görüşme

vector-calendar-icon.jpg

15.09.2007

Düzenleyen: Esra Aşan

2007 BarışaRock’taki feminist protestolarla yeniden gündeme gelen Mehmet Esatoğlu ve tiyatro eğitiminde cinsel taciz meselesi festival sonrasında da tartışılmaya devam ediyor. Protestoları tetikleyen ise birkaç yıl önce çalıştırıcısı Mehmet Esatoğlu’nun tacizine uğramış olan genç bir kadının alanda tacizcisiyle karşılaşması ve feminist aktivist olan annesinin duruma müdahil olmasıydı. Protestocular, söylem olarak cinsiyetçilik karşıtı olduğunu ifade eden böyle bir festival alanında bir tacizcinin olmaması gerektiğini düşünmüş ve bu feminist duyarlılıkla hareket etmişlerdi.

 

Tiyatro eğitiminde cinsel tacize açık ortamlar kuran Mehmet Esatoğlu’nun çalıştırıcılık yöntemi, ilk kez 2000 yılında Amatör Tiyatrolar Çevresi içinde Özgür Sahne’den kadınlar tarafından tartışmaya açılmıştı. Konunun İstanbul’daki kadın hareketi bileşenlerine taşınmasıyla tartışmaların feminist öncüllerle şekillenmesine katkı sunulmaya çalışılmıştı.

 

2005 yılında Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nın çatısı altında, tiyatro eğitimi esnasında Mehmet Esatoğlu’nun faili olduğu bir taciz daha gerçekleşti. Bu durum, kurum içinde deşifre edilince Esatoğlu’nun vakıfla ilişkisi kesildi. Bu olay, daha önce de sol ve feminist belli kurumlar tarafından bilinmekle beraber, ilk kez tüm açıklığıyla Barışarock esnasında kamusallaştı.

 

Tiyatro eğitiminde cinsel tacize açık ortamlar kuran Mehmet Esatoğlu konuya ilişkin hala bir özeleştiri vermemiştir. Bu tartışmaları şahsına ilişkin bir komplo girişimi olarak nitelendirerek çalışma tarzından rahatsızlık duyan kadınların beyanlarını yok saymaya devam etmektedir.

 

Yaşanan bir taciz vakasında en önemli aşama tacizin açıklanmasıdır. Yaşananların paylaşılması gerçekleşmeden, sorunun çözümüne dönük adım atmak da imkansız hale gelir.

 

Bu sebeple tiyatro alanına çeşitli düzeylerde katkı sunan bir grup feminist kadın olarak, aldığı tiyatro eğitimi esnasında cinsel tacize maruz kalan genç kadınla görüştük. Bu görüşme notlarında, konunun hassasiyeti ve çeşitli çevrelerde seviyesiz ve cinsiyetçi yaklaşımlarla meselenin bir dedikodu malzemesi olarak ele alınabileceği kaygısıyla öncelikle mağdurun söz hakkını gözeterek ve politik bir tercihle isim verilmeyecektir.

 

Mehmet Esatoğlu ile ne zaman ve nasıl tanıştın?

 

2005 yılının son aylarıydı, Mehmet Esatoğlu Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nda (TAV) çocuklara tiyatro-drama eğitimi veriyordu. Ben de o sene tiyatrocu olmaya, konservatuar sınavlarına girmeye karar verdim. Ben daha önce de TAV’da dört yıl kadar tiyatro dersleri almıştım. O yüzden de yine ilk önce TAV’da araştırma yaptım. Bize Mehmet Esatoğlu’nun çalıştırdığı bazı öğrencilerin Müjdat Gezen’in sınavlarını burslu olarak kazandığı söylenince, onunla görüşmeye karar verdik. Annemle beraber konuştuk. Adam o konuşmada bizi ikna etti. Bir sürü şey anlattı, Küba’dan bahsetti, annemin komünist damarı kabardı. İşte bu şekilde TAV’da, kendisinden tiyatro dersi almaya başladım. Sonrasında da taciz geldi zaten. Ve bitti.

 

O sırada kaç yaşındaydın?

 

17 yaşındaydım, lise sona gidiyordum.

 

Peki bu çalışmaya yalnızca sen mi katılıyordun?

 

Evet tek başımaydım. Bir keresinde vakıfta çalışma yapan küçük bir çocuk yanımızdaydı o kadar, o zaman da çalışma yapmıyorduk, konuşuyorduk. Zaten iki ya da belki üç ders yapmıştık en fazla. Sonra sıkıntımı anneme açtım. Daha sonra da babama anlatmıştım. Babama anlatmak, anneme anlatmaktan daha zor oldu tabii. Annemin feminist bir kadın olması önemli. Annem kızar, ona söylemek daha rahat. Ama babam üzülür diye düşündüm.

Benim için de çok zor oldu. Olaydan çok sonra, bu sene Masal-Gerçek tiyatrosunda tiyatro yapıyordum meğer aynı mekanda onlar da prova yapıyormuş, çalışıyormuş. Duyduğumda ağladım. Adamın ismini duyduğumda provaya devam edemedim.

 

Bize biraz da Esatoğlu ile yaptığın çalışmalardan bahseder misin?

 

Annemle ilk konuşmaya gittiğimde bana Stanislavski’nin Bir Aktör Hazırlanıyor kitabını okumamı söylemişti. Okudum ben de. “Bununla ilgili soruların varsa gel konuşalım” dedi. Ben de kitapta bazı başlıklar belirledim. Bu başlıklar üzerinden konuşmaya başladık; sonra da uygulamalı konuşmaya başladık. Ben bazı sorular sordum ona. O da bana anlattı, zaten en başta anlatış tarzı hoşuma gitmedi.

 

Bu konuşmalarda seni rahatsız eden somut olarak ne oldu?

 

Kitap üzerinden bir iki soru sormuştum, neden sonuç ilişkileri üzerinden bir şeyler. O da bana dedi ki: “Mesela” dedi “senin çocuk sahibi olabilmen için neden sonuç ilişkisine göre bazı nedenlerin olması gerekir” dedi. “Bazı şeyler olması gerekiyor. Atıyorum senin evde yalnız kalman gerekiyor. Annen baban şehir dışına gitti; ya da sen onları evden yolladın. Sonra ben senin evine geldim sonra biz içtik. Bir şeyler oldu; yakınlaştık. Sen bu şekilde ancak hamile kalabilirsin mesela” dedi. “Sonra, çocuğu ne yapacağız diye düşünebiliriz.” falan gibisinden şeyler söyledi.

 

Stanislavski okuması ve sonrasında senin soruların bu örnekle mi yanıtlandı? Yani çalışmanın masabaşı kısmı bu şekilde miydi?

 

Evet aynen öyle. İşte bu masa başı konuşması.

 

Peki başka ne tür “teatral” çalışmalar yaptırdı?

 

Bir de derslerde şunları yaptık: Bir iki tane alt metinle -yine Stanislavski’den yola çıkarak- neden sonuç ilişkileriyle ilgili çalışmalar yaptık, doğaçlama benzeri şeyler. Bir kaç tane de doğaçlama yaptık. Doğaçlamalarımdan birinde ‘kocamı bekleyen hamile kadın’dım. Yani ben sürekli hamile kalıyordum. Ya konuşmalarda ya da doğaçlamalarda hamile oluyordum. Mesela diyordu ki: “Hamile kaldın, kocan çocuk istemiyor. Ne yaparsın?”

 

Seni sıkmıyorsak eğer, bize bu adamın seni taciz ettiğine karar vermene sebep olan diğer doğaçlamalardan da biraz söz eder misin?

 

Başta yapılanlar çok basit ve normaldi zaten. Mesela biriyle tanışırken ne çok yırtık, ne de çok tutucu görünmemek gibi, yani tanışma ile ilgili bir şeyler yapmıştık. Bir başka doğaçlamada şöyle olmuştu ama: “sevgilinle yıldönümündesin dans ediyorsunuz ve sevgilinle ilgili bir şeyler yapıyorsun” dedi. Beni dansa kaldırdı, ışığı kapattı, müziği açtı. Sonra biz bununla dans ediyorduk. Şöyle başladı.

 

  • Hayatım çok güzel burası değil mi?

  • Evet güzel.

 

O bir şeyler söylüyor ve ona cevap vermemi istiyor. Ben de veriyorum. Ama artık içimden gelmeyerek söylemeye başladım.

 

  • Hayatım seni çok seviyorum, sen de beni seviyor musun?

 

Hani insan hisseder ya kötü bir şeyler olduğunu, işte bunu hissettiğim için cevap vermek istemedim. O da “seviyor musun? sevmiyor musun?” dedi. Ben de “Ben de seni seviyorum” demek zorunda kaldım. Ondan çok rahatsız oldum. Sonra ışığı yaktı.

 

Bir defasında da şu oldu: Bir şey anlatacaktı, konu nereden geldi bilmiyorum. “İki tane öpüşme vardır amacı da farklıdır” dedi. “Ben seni yanağından öpsem” dedi ve yanağımdan öptü, “bu bambaşka bir şeydir” dedi. “Ben seni dudağından öpsem, bu da bambaşka bir şeydir” dedi ve tam dudağımdan öpeceği sırada ben geri çekildim. İşte böyle şeyler oldu.

 

Tacizin senin için görünür hale gelmesi de bu çalışmada oldu herhalde.

 

Bu ikinci ya da üçüncü çalışmamızdı. İlk çalışmada kendimle ilgili çalıştık. Genelde sohbet ettik, neden-sonuç üzerine. Şüphelendiğim hiç bir şey olmadı. Sadece konuşmuştuk ilkinde. “Kambur durma, dik dur, güzelsin, farkına var, aynada çıplak kendini izle” falan dedi. Bunlar güzel şeyler aslında. “Evde tek başınayken aynada kendini izle. Bedeninin farkında ol.” Bunlar tiyatro için gerekli şeyler ve söylemesi hoş. Ama sonra söyledikleri güzel değil tabii.

 

Sonra yapılan egzersizlerde iş çığrından çıkmış görünüyor. Durumu annene, bu iki çalışmadan sonra mı açıkladın?

 

“Ben iki hafta yokum görüşürüz” dedi; mailimi aldı. Ben çalışmadan ilk çıktığımda kötü bir şey olduğunu hissettim ama kondurmak istemedim. Nasıl desem? Tiyatro kisvesi altına da sığınabilirdi. Ben de yanılmış olabilirdim.

Günahını da almak istemedim çünkü ben de yanılabilirim. Sonuç itibariyle kendimi çok kötü hissettim oradan çıktığımda. En azından gençlere eğitim veren bir insanın daha dikkatli olması gerekirdi. Arkadaşımla konuştum. “Böyle böyle oldu” diye anlattım. “Sence nasıl bir şeydir bu ya?” dedim. “Bu gerçekten tiyatro mu ben mi abartıyorum?” Çok şaşırdım, şaşkına döndüm zaten. Kendimden şüphe ettim artık. Arkadaşım da “Bunda ters bir şeyler var. Böyle olmaması gerekir. Sen bunu annenle konuş” dedi. Sonra annemle konuştum. Annem “bunlar kötü şeyler” dedi. “Bu bir taciz, böyle düşünmekte haklısın.” dedi. “Haklı olmasan bile, onun sana böyle hissettirmemesi gerekiyordu” dedi. “Daha dikkatli davranması gerekiyordu” dedi. Ondan sonra vakıftaki yetkililerle konuştuk zaten. Orada beni küçüklüğümden beri tanırlar, ben orada dört sene tiyatro eğitimi aldım. Biliyorlardı öğrenci olarak nasıl olduğumu.

 

Daha öncede TAV’da tiyatro eğitimi almıştın, hem de dört yıl gibi uzun bir süre, ama benzer bir sorunla karşılaşmamıştın herhalde.

 

Hiç böyle bir şey yaşamadım. Zaten bayan hocalarım vardı. Kısa bir dönem bir tane erkek hocadan da ders aldım. Ama kesinlikle böyle şeyler yaşamadım. Bizim yaptıklarımız tiyatroya hizmet eden şeylerdi. Bir de Mehmet Esatoğlu ile derslerimizde bir örnek verildiğinde genelde şu vardı: Yaşlı erkekle genç kızın aşkı. Neden biz seninle amca-yeğen olamıyoruz, baba-kız, abi-kardeş olamıyoruz? Neden biz seninle sürekli aşk yaşıyoruz? Sürekli bir aşk ortamındayız biz onunla. Bana şöyle diyordu mesela, ödev olarak: “Şu gözleri beğenmiyorsun –kendi gözlerini gösteriyordu- ama tiyatroda rolün gereği sevmek zorundasın. Zamanla bu gözleri sevmek zorundasın. Şurasını beğenmiyorsan –yüzünde herhangi bir yeri gösteriyordu- zamanla ona alışacaksın, ona aşık olacaksın. Bu şekildeydi, sonuçta biz onunla hep bir aşk yaşama ortamındaydık yani.

 

Annenden sonra da babana anlattın meseleyi, peki daha sonra neler oldu?

 

Evet. Netleştim ve babama anlattım. Zaten babam konuştu yanlış hatırlamıyorsam, babamın konuşmuş olması lazım vakfın yetkilileriyle. Direkt zaten çıkartıldı işten. Demiş ki: “Burada bir yanlış anlaşılma var, ben onun babasıyla konuşmak istiyorum”. Babam kesin tavrını koydu. “Ben kızıma inanıyorum. Kızımın bu şekilde üzülmesini istemiyorum. Benim o adamla konuşacak hiçbir şeyim yok” dedi. Bu şekilde cevap verdi onlara da.

 

TAV’daki yetkililer de senin tacizle ilgili beyanını esas aldılar.

 

Evet benim beyanımı göze alarak işine son verdiler. Çok affedersiniz. İstifaya zorlandı. “Kendi rızanla istifa et” dediler. Yanlış hatırlamıyorsam, bana söylenen buydu. Yanlış hatırlıyor da olabilirim, annem bu konuda çok daha bilgili. Ben o dönem birçok şeyi bilmek istemiyordum, dinlemiyordum. Açıkçası adamın adını bile duymak istemiyordum. Anlatılan şeyleri de yarım kulak dinliyordum.

 

Taciz sözkonusu olduğunda, kadınlar açısından en zor süreç meselenin açıklanmasından sonraki süreç oluyor genel olarak. Daha sonrası ve Barışarock’da yaşadıkların hakkında da bir şeyler anlatmak ister misin?

 

Çok sıkıntılarım oldu. Konservatuara hazırlanıyordum, dediğim gibi. Ben bir dönem tiyatrodan çok soğudum, hem de bir senem kalmıştı ve hazırlanmam gerekiyordu. Sonra başka bir hoca ile çalışmaya başladım. Bu meselenin bana şöyle bir zararı oldu. Kendime olan güvenimi yok etti. Ben hocamla tirad çalışmam gerekirken, bir iki ay boyunca ‘tiyatro sahnesinde güven’ çalıştım. Kendime güvenim yeniden gelsin diye. Rolde coşkuları çıkartamaz oldum.

Kendime ket vuruyordum. Duyguları ortaya çıkarmakta, kendimi engelliyordum. Bu şekilde rahatsızlıklarım oldu ve ondan kaçtım, adamdan sürekli kaçtım. Taa ki Barışarock’a kadar.

 

Bu ilk karşılaşma mıydı?

 

Daha önce bir kere daha karşılaşmıştık. Bilgi Üniversitesi’nde. Annemle babamın konferansı vardı. Ben de onlara destek olmak için o gün gitmiş, arkadaşımı da sınava götürmüştüm. Hiç beklemediğim bir anda o gün karşıma çıktı ve yüzsüz yüzsüz bana baktı. O kadar kötü hissettim ki kendimi. Yine kendimden şüphe ettim. En nefret ettiğim şeydi bu. Beni kendimden şüphe ettirmesinden nefret ediyorum. Çok kötü oldum. Ondan sonra da BarışaRock’da karşılaştık.

 

Orada göreceğini biliyor muydun peki?

 

Annem bana “görebilirsin” demişti. “Çalıştırdığı bir grup varmış, o da mutlaka oradadır, hazırlıklı ol” dedi. Ben bunu unutmuştum. Arkadaşımın çadırına doğru gidiyordum. Amatör Tiyatrolar ekibinin önünden geçerken onu gördüm. Ve çok kötü oldum. İki senedir görmedim adamı, elim ayağım boşaldı birden. Arkadaşlarımdan uzaklaştım. Kayboldum. Biraz sakinleşmek için yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Benim suçum değildi bu yaşananlar biliyordum ama bir şekilde beni etkiliyor sonuçta. Bir kere daha karşılaştık, o beni görmüyor hep ben onu görüyorum ama.

Ondan sonra eylem yapıldığını duydum Barışarock’da Annem haber verdi gidemedim ilk eyleme. Orada savunma yapan insanların “sarhoş” olarak adlandırıldığı ilk eyleme gidemedim. Ondan sonra “nereye kadar kaçacağım” dedim. Ben de gittim. Ben de orada bir şeyler yapmak istedim. Bazı insanların inanmadığını görünce çok kötü oldum. Orada da sinirlerim boşaldı, ama sonunda sakinleştim. Ben de orada sesimi çıkardım. Bir şeyler yaptım En azından orada bulundum. Bu bana çok iyi geldi. Bir şeyler yapabilmek ona karşı. O gece de bayağı konuştuk zaten. Bu bana çok iyi geldi. Kendimi artık çok daha güçlü hissediyorum.

 

Barışarock’da eylemi yapanlar arasında yer alman ve şu an kendini çok daha iyi hissediyor olman çok sevindirici.

 

Evet bir sürü insan, duyan duymayan herkes geldi. Bir de şunu belirtmek istiyorum özellikle. Oraya gelen bazı insanlar “Barışarock tiyatroyu engellemeye çalışıyor” dedi. Belki o şekilde fişin çekilmesi yanlış bir davranış olabilir orada. Ama “tiyatro engellenmeye çalışıldı” denmesi beni çok üzdü. Orada birçok tiyatrosever insan var. Ben de bunlardan biriyim. Tiyatroyu engellemeye çalışmıyoruz. Bunun altını çizmek istiyorum özellikle. Sadece öyle bir insanın öyle bir ortamda, tacize, tecavüze, savaşa, her türlü şiddete karşı olunan bir ortamda bulunmasını istemiyoruz. Bizim amacımız buydu. Yanlış davranılmış da olabilir, fiş çekilmiş olabilir. Ama bunun sonuçları da farklı empoze edildi orada. İnsanlara “tiyatro engellenmeye çalışılıyor” diyerek etten bir duvar ördü adam kendine orada. Haklıyken haksız duruma düştük, düşürüldük

Geçmiş Şenlik Afişleri