Barışarock Organizasyonuna da Sızmayı Başaran bir Tiyatrocu Tacizcinin Yeniden Gündemleşmesi Üzerine

vector-calendar-icon.jpg

28.08.2007

Ömer Faruk Kurhan

Takip edebildiğim kadarıyla, bu yıl Barışa Rock etkinliği birkaç çarpıcı tartışmaya sahne oldu. Bunlardan bir tanesi de geçmişte “tiyatro eğitiminde cinsel taciz” suçlamasıyla karşılaşmış bir sima - Mehmet Esatoğlu - ile ilgiliydi.

Tiyatro çevrelerinde seri tacizci olarak nam salan Mehmet Esatoğlu’nun Barışa Rock’ın organizasyonuna da sızması ve bu durumun taciz vakaları hakkında bilgili feminist çevrelerin tepkisini çekmesi, aslında kişilere indirgenmemesi gereken bir meseleye işaret eder: Sol kültür içinde kadınlara dönük taciz ve hatta şiddet vakaları yaşanmakta, ama ya üstü örtülmekte ya da unutulmaya terk edilmektedir. Çoğu masa başı sohbetlerde ya da dedikodu kültürü içinde tüketilen çok sayıda vakanın yaşandığı söylenebilir.

 

2000 yılında Mehmet Esatoğlu’nun İnsancıl Kültür Merkezi’nde Özgür Sahne’den kadınları eğitici otoritesini kullanarak taciz ettiği ortaya çıktığında, aslında bu kadın tiyatrocuların yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını, çünkü daha önce Özgür Üniversite’ye giderken oradaki tiyatro eğitmenleri tarafından da taciz edildiklerini öğrenmiştik. Mehmet Esatoğlu’nun şanssızlığı, dönemsel olarak Amatör Tiyatrolar Çevresi’nde, eğitici otoritenin kötüye kullanımını sorgulayabilecek, mağduriyetlerin ve tanıklıkların dillendirilmesini sağlayacak kararlı bazı çıkışlarla karşı karşıya kalmasıydı. Başta İnsancıl Kültür Merkezi olmak üzere kendisini destekleyen çevrelerin dağıtıcı ve provokatif çıkışları meselenin üzerini örtmeye yetmemişti. Fakat her şeye rağmen şanslı olduğunu da kabul etmek gerekir: Kurulu düzende orta ve uzun vadeli eğilim, kadın mağduriyetlerini ve tanıklıklarını önemsizleştirme ve unutturma yönündedir. Şu anda, o zamanlar konunun enine boyuna tartışıldığını ve olası her platforma taşındığını gösteren en önemli belgelerden birisi, İATP-G sitesinin arşivinde yerini koruyan 3 Aralık 2000 tarihli “Panel: Sanatta Cinsel Taciz” metnidir. Bu belgeye bakıldığında bile, panelin amacını saptırmaya çalışan ve konuyu dağıtan bir çıkışın yapıldığı görülecektir. Bu eğilimin artarak devam edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yoktu.

Mehmet Esatoğlu’nun yarattığı mağduriyetlerin Özgür Sahne’den kadınlarla sınırlı olmadığı söylenir. “Şurada bu olmuş, burada şu olmuş” hikayelerinin ötesine geçip mağduriyetleri ve tanıklıkları dillendirmenin zora girmesinin temel nedeni, aslında çok sıradan ve bildik bir eğilimdir. Örneğin ortaöğrenim kurumlarında bir eğitimci öğrencilerini taciz etmiş ya da kötüye kullanmış ve eylemi henüz adli bir vaka haline gelmemişse, genel uygulama şöyledir: Eğer devlet memuru ise başka bir okula tayinini çıkarması istenir; eğer özel okul çalışanı ise, istifa etmesi istenir. Herkesin susması herkesin yararınadır. Böylece, okulun kurumsal saygınlığına gölge düşürecek bir olayın duyulması engellenmiş olur; okul idaresi korumacı sorumluluğunu yerine getiremediği için suçlanmaktan kurtulur; aile zaten hayatlarını zora sokacak bir olayın dile düşmesini istemez; fail de bir şekilde aklanmış olur. Gittiği yerde ne mi yapar? Onu orası düşünsün.

İnsancıl Kültür Merkezi’nin başında bulunan Cengiz Gündoğdu, mecburen “tiyatro eğitiminde cinsel taciz” tartışmasına girdiğinde, kurumun saygınlığını koruma adına, resmi eğitim kurumlarındaki genel uygulamanın da gerisinde bir tavır alarak, Özgür Sahne’yi ve onun tezlerini destekleyen kurum üyelerinin tamamını tasfiye ederek sorunu halletmişti. Artık İnsancıl’da “tiyatro eğitiminde cinsel taciz” gibi bir vakadan söz edilemezdi, çünkü tacize uğramış ya da bu yönde tanıklık yapabilecek birileri ortada kalmamıştı.

Kişi olarak “Mehmet Esatoğlu” ismi etrafında dönüp dolaşmak bir yere kadar anlamlıdır. İATP-G’deki Eğitmenler Komisyonu bu aktivist ve solcu kimliğine sahip tiyatrocunun bir tacizci olduğunu 2007 yılında yaptığı bir açıklamayla bir kez daha hatırlatmış ve duyurmuştu. Asıl sorun şurada: Niçin çeşitli kurum ve organizasyonlar bu kişiyi bağırlarına basmak için son birkaç yıldır adeta yarışıyorlar? Son olarak Barışa Rock organizasyonu da bu konuma düştü ve sonradan geri adım atmasına rağmen, ortalığın karışmasının ve etkinliğe gölge düşmesinin önüne geçemedi. Bunun bir anlamı da şu: Konuya duyarlı feministler ortalığı karıştırmadıkça, söz konusu tacizci zat cinsiyetçilik karşıtlığının dahi temsilcisi olarak ortalarda dolanabilecek.

Türkiye’de sol hareketin gerileme süreci sadece siyasal referansları olan bir gelişme değildi, bu sürece etik bir çürüme de eşlik etti. Öyle ki, “Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz” alanlarında tacizciden dahi aktivist imal etmek olağanlaşabildi. Şöyle bir tablo düşünün: Bir tiyatro eğitimcisi, genç insanlara eğitim verdiği ortamda, eğitici otoritesine yaslanarak ne yapıp edip onları ayartmak ve bir şekilde, pratik “cinsel özgürlük” eğitimine aldığı insan listesini büyüttükçe büyütmenin peşinde. Bu arada ortalık bunalıma girip kaçanlar, bunalıma girip de kaçamayanlar, psikolojik tedavi görenler vs. ile dolup taşıyor. Bu da, feodal önyargılardan arındırılmış devrimci ve özgürlükçü tiyatro eğitimi oluyor.

Tiyatro gibi, bedensel haz üretiminin olağanlaştığı ve mahremiyete kolayca nüfuz edilebilen alanlarda, bu tip “cinsel özgürlükçü” ve de “devrimci” eğitim ortamları kurmak özellikle çok kolaydır. Zamanında mesele ATÇ’de tartışıldığında, bir tiyatro eğitimcisinin sıradan bir öğretmenin öğrencisiyle ya da bir psikoloğun hastasıyla kurduğu ilişki için gerekli asgari etik yaklaşıma sahip olması gerektiği vurgulanmıştı. Nasıl ki bir öğretmenin ya da psikoloğun otorite konumundan kalkarak düzenli olarak öğrenci ya da hastalarını ayartmaya çalışması kabul edilemez ise, bir tiyatro eğitimcisinin de öğrencilerini düzenli olarak ayartmaya çalışması kabul edilemezdir. Mehmet Esatoğlu “yaşam tarzı” nedeniyle değil, eğitimci tavrı nedeniyle mahkum edildi. Savunmaların “yaşam tarzı” üzerine kurulmaya çalışılması irrasyoneldi, çünkü İnsancıl Kültür Merkezi bir “okul” olma iddiasındaydı, yani kendisine aydınlanmacı, kamusal ve kolektivist bir sorumluluk yüklüyordu.

“Tiyatro eğitiminde cinsel taciz” vakasında tiyatrocu feministlerin kararlı bir çıkış yapması, mağdurların ve tanıkların ortaya çıkma cesareti göstermesi, Mehmet Esatoğlu’nun ve kısmen de onu destekleyen çevrenin teşhir edilmesini sağlamakla birlikte, bu şahsiyeti aslında yakından tanıyan ve içinde barındıran sol kurumların özeleştiri verdikleri, bu özel vakadan hareketle ilkesel ve kalıcı bir duyarlılık geliştirdikleri bir ortam oluşmadı. Sonrasında feminist hareket de bir gerileme sürecine girdi; dolayısıyla, bu ve benzeri olayların kayıt altına alındığı kamusal bir hafızanın oluşması hepten zora girmiş oldu.

Geçtiğimiz sezon İATP-G’nin sitesinde bir hatırlatma ve uyarı yazısının yayımlanması, eski Özgür Sahne’den bir kadının hâlâ İATP-G’de faal oluşu ve durumu Eğitmenler Komisyonu’nda tartışmaya açması sayesindedir. Barışa Rock sırasında da benzeri bir durum yaşandı; bu etkinlikte taciz vakalarını yakından bilen feminist çevrelerin bulunması, ister istemez bir Esatoğlu gündemi yarattı. Etkili de oldular, Esatoğlu’nun organizasyon komitesinden çıkartılmasını sağladılar. Sonrasında yapılan yorumlar, en başta tiyatro camiasının nasıl bir durumda olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Örneğin Tiyatrom sitesinde konu ile ilgili haber şöyle verilmiş:

BARIŞAROCK'DA MEHMET ESATOĞLU'NA FEMİNİST PROTESTO

Savaşa, İşgale, İşgalciye, militarizme, çok uluslu şirketlere, ırkçılığa, milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe ve daha pek çok şeye karşıyız sloganı ile bu yıl 5. kez düzenlenen Barışarock'da iki yıldır sadece müzik grupları değil Tiyatro toplulukları da konuk ediliyordu. Bu yıl da Tiyatro alanında 30'a yakın topluluğun adı geçiyordu. Festivalin ilk iki günü sorunsuz geçerken son gün (26 Ağustos pazar) bir grup feminist Tiyatro Simurg standı önünde beklenmedik bir protesto başlattı. Protestoya sebep olarak Mehmet Esatoğlu'nun daha önce bazı yayınlarda adının çalıştırdığı kadınları taciz ettiği iddialarına geçiyor olması gösterildi. Protestonun ardından Barışarock'ı organize edenler Mehmet Esatoğlu'ndan yarım saat içinde alanı terk etmesini istedi. Esatoğlu'nun iddiaları ve protestoları reddederek alanı terk etmemek istemesi üzerine festival güvenliğince dışarı çıkarıldığı açıklandı. Mehmet Esatoğlu'nun adı bazı kereler bu iddialarla anılmış, konu Hürriyet, Evrensel Gazeteleri, Pazartesi dergisi, BÜO internet sitesi gibi yayınlarda dile getirilmiş, fakat bugüne dek resmi makamlara intikal etmiş bir taciz davası görülmemişti. Konuyla ilgili tarafların yapacakları detaylı açıklamalar sitemizden tiyatro kamuoyuna duyurulacaktır.

Haber genel olarak tarafsız bir yaklaşıma sahipmiş gibi duruyor. Fakat, taciz konusunu “iddia” olarak nitelemesi ve “resmi makamlara intikal etmiş bir taciz davası görülmemişti” demesi oldukça dikkat çekici. Denilebilir ki, yine bir haber-yorum sitesi olan Gölge Tiyatro’nun bilgi kirlenmesine ya da dezenformasyona katkı sunmak üzere Barışa Rock’ta yaşanan protesto olayını “Barışa Rock’ta Tiyatroya Faşist Saldırı!” başlığı ve “bir grup sarhoşun saldırısı” yorumuyla duyurması karşısında, Tiyatrom sitesi aklı başında ve gerçekte neler olup bittiğini anlamaya çalışan bir tavır aldığı için alkışlanmalıdır. Fakat, “iddia” nitelemesi ve “resmi makamlara intikal” kriteri, hâlâ konunun etrafında dolaşılıp durulduğu izlenimi uyandırıyor.

Habercilik yapılacaksa, konunun iddia olmanın ötesine geçebileceğini gösteren mağduriyetlere ve tanıklıklara ulaşmanın zor olmadığını belirtmek gerekiyor. Çünkü konu ilk defa gündeme gelmiyor. 2000 yılında Mehmet Esatoğlu ve onun tacizciliğini görmezden gelen ve hatta destekleyen çevre teşhir edilirken, söylentiler değil, taciz mağdurlarının ve tanıkların söylemi esas alınmıştı. Bu konuda tanıklık yapabilecek birilerini bulmak hâlâ mümkün. Ayrıca, başka vakalar çerçevesinde, mağduriyetini ya da tanıklığını açıkça dillendirme cesareti gösteremeyenlere ulaşmak da habercilik çerçevesinde bir kanaatın oluşmasına kolaylıkla hizmet edebilir.

Bir kriter gibi öne sürülen “resmi makamlara intikal” meselesi bambaşka bir konudur. Feminist hareketin köklü bir geçmişe sahip olduğu gelişmiş Batılı toplumlarda dahi, kaba ve şiddete dayalı tecavüz vakaları dışında kalan cinsel taciz vakalarının hukuken sorunsallaştırılması yakın zamanlara denk düşer ve önemli olmakla birlikte sınırlı bir toplumsal etki üretmiştir. En azından Türkiye’de bu tip vakaların kolaylıkla mahkemeye taşınabileceği ve kısa zamanda sonuç alınabileceğini düşünmek zorlama bir iyimserlik olur. Kaldı ki, birçok vakanın devrimci tanımına sahip kurumlarda meydana geldiğini ve bu kurumların devletten bağımsız bir hukuki içtihat geliştirme iddialarının olduğunu da unutmamak gerekir. 2000 yılında gerçekleştirilen teşhir eylemi ve kadın haklarına saygılı kurumlara yapılan duyarlılık çağrısı, en azından sol kültürün içerden kirletilmesini engelleme ve faillerinin dışlanması yönünde bir girişimdi.

Daha önce belirttiğim gibi, gerçekleştirilen teşhir eylemi geçici bir etki yaratmış, aradan birkaç yıl geçtikten sonra konu yeniden söylenti ya da “iddia” çerçevesine indirgenmiş ve Mehmet Esatoğlu’nun solcu, aktivist ve de tiyatrocu kimliği yeniden onaylanır olmuştu. Zaten bu nedenle meselenin aşırı kişiselleştirilmesine karşı çıkmak gerekiyor. Tacizci kültürün de kendisine özgü bir dayanışma ağı vardır ve kurulu düzene yaslanarak hareket eder. Kendini gizleme çabası ve riyakarlığı, insani etik düzeyinde savaşı daha en baştan kaybettiğini gösterir; fakat, iktidarı kaybetmemek için elinden geleni yapmayı sürdürecektir.Bu nedenle aynı zamanda devrimci bir etiğe ihtiyaç duyuyoruz.

Geçmiş Şenlik Afişleri