Barışarock'ta Cinsel  Tacize Karşı Eylem

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI / aylık siyasi gazete

Bu yılki Barışarock’a damgasını vuran olaylardan biri hiç kuşkusuz bazı kadın ve eşcinsel gruplarının Mehmet Esatoğlu’na karşı yaptıkları eylem idi. Bazı feminist ve eşcinsel gruplar, Tiyatro Simurg’un yönetmeni Mehmet Esatoğlu’nu, tiyatrosunda oynayan bazı kadınlara taciz ettiği suçlaması ile protesto ettiler.

Tiyatro sahnesinin elektriklerinin kesilmesine, yumruklaşmalara, özel güvenlik görevlilerinin duvar oluşturmasına kadar varan olaylar ertesinde çıkan tartışmalar bütün hızıyla sürüyor. Tartışmanın bir tarafında, barışarock’taki protestoyu tiyatroya yapılmış bir saldırı (bazılarına göre faşist bir saldırı) olarak değerlendirenler var, diğer tarafında ise yapılanın tiyatroya saldırı olmadığı, bir tacizcinin protesto edilmesi olduğu ve bunun da meşru olduğunu savunanlar var.

Biz, barışarock’ta protestonun nasıl geliştiği ve ona karşı çıkanların nasıl bir tutum sergiledikleri üzerine uzun uzadıya durmayacağız. Bizce bu tali bir konudur ve çoğunlukla kadınların protestosunu eleştirenlerin konuyu saptırmak için kullandıkları bir konudur. Fakat biz de olay yerindeydik ve bu konuda protestocuların esasta meşru bir zeminde kalarak sorunlarını dile getirdiklerini söyleyebiliriz. Barışarock’a katılan tiyatro gruplarının olayı bir tiyatrocuya, hatta genel anlamda tiyatroya karşı düzenlenmiş bir saldırı olarak nitelemeleri, hatta işi “faşist saldırı” vb. söylemlere kadar götürerek art niyetli göstermeye ve karalamaya çalışmaları gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir.

Olayın arka planı

 

Olayın arka planında Mehmet Esatoğlu’na yöneltilen cinsel tacizcilik suçlamaları var. Bu suçlamalar bundan 7-8 yıl öncesine dayanmasına karşın, barışarock’taki protestoyu tetikleyen 2005 yılında 17 yaşındayken tacize uğradığını şimdi yazılı olarak da beyan etmiş bulunan genç bir kadının ve onun annesinin Mehmet Esatoğlu’nu barışarock’ta görmesi olmuştur.

Mehmet Esatoğlu’na tacizcilik suçlamaları sadece bir kadının beyanlarına dayanmıyor, bu konuda özellikle internet ortamında sayısız belge yayınlanmıştır. (İsteyen aşağıda yayınladığımız adreslerden bu yazılara ulaşabilir.) Özellikle son dönemde bizzat mağdur olduğunu söyleyen kadınların yazılı tavırlarında ve kurumsal açıklamalarda bir artış var.

Kadınların ve kurumların açıklamalarına ve mağdurların beyanlarına karşı hala bu olayların ispatlı olmadığı ve yapılanın bir yargısız infaz olduğu yönünde itirazlar getiriliyor. Bizim bu olaya yaklaşımımız şöyle: İçinde yaşadığımız erkek egemen toplumda kadınların ezici çoğunluğu erkekler tarafından şu ya da bu şekilde cinsel tacize uğruyor. Çok az sayıda kadın cesaret edip utandırıcı bulduğu olayı çevresindekilere anlatmayı ve bu yolla olayın duyurulmasını başarıyor. Cinsel taciz ispatlanması en zor olaylardan birisidir ve bu nedenle de bu konuda getirilen şikâyetler ya sonuçsuz kalır, ya da şikâyeti getiren kadına yönelir. Suçlanan güçlü konumdaki erkek olduğundan onun üzerine gitmek yerine, zayıf konumdaki suçlayan kadına yönelinerek, ya psikolojik sorunu olduğu, ya da herhangi bir nedenden dolayı intikam almak için yaptığı iddia edilir (Mehmet Esatoğlu birçok kez kendisine karşı yapılan protestoların polis işi olduğunu ve bir komplo olduğunu iddia etmiştir).

Bunlar bilindiğinde toplumda cinsel tacize karşı mücadelenin ne kadar zor olduğu da anlaşılıyor. Birçok tacize uğrayan kadın bu nedenden dolayı da sesini çıkarmamakta, sonuç alamayacağını düşündüğü gibi, toplum tarafından kendisine yönelecek aşağılamalara da katlanması gerektiğini biliyor.

Biz devrimciler, sosyalistler kadın üzerindeki her türlü baskıya, şiddete, taciz ve tecavüze karşı mücadele yürütürüz. Peki cinsel taciz vb. gibi ispatlaması hemen hemen imkansız olan olaylarda nasıl bir tavır takınacağız? Suçlayan ispatlamakla yükümlü ilkesiyle hareket ederek tarafsız mı kalacağız? Biz bu konuda her halükarda suçlamayı getiren kadının iddialarının temel alınması gerektiğini düşünüyoruz. Kuşkusuz imkanı varsa her iki taraf da dinlenmeli ve olay çok yönlü araştırılmalıdır. Fakat böyle yapılınca da, hemen hemen hiçbir erkek bu tür suçlamaları kabul etmediğinden, sonuçta varılan nokta iddiaya karşı iddia olmaktadır. Bu durumda bizim temel almamız gereken mağdur durumdaki kadının suçlamaları olmak zorundadır. Suçlanan erkeğe karşı nasıl bir tavır alınacağı konusunda ise, somut duruma bağlı olmakla beraber, onunla her türlü ilişkinin askıya alınması ve sol çevreden tecrit edilmesi asgari önlem olmalıdır.

Barışarock’ta kendisine soru yönelttiğimiz Esatoğlu, bu olayın polisin işi olduğunu, ne zaman F Tiplerine karşı bir şey yapsalar bu tür olaylarla karşılaştıklarını söylemiştir. Buradaki iddia öyle rasgele ve uluorta getirilemeyecek kadar ağır bir iddiadır. Mehmet Esatoğlu’nu burada getirdiği bu ağır iddiayı ispatlamaya çağırıyoruz.

Cinsel tacize ve tecavüze son!

Mehmet Esatoğlu şahsında gündeme gelen cinsel taciz olayının bizim açımızdan en önemli yanlarından biri, suçlanan kişinin sol siyaset ve sanat çevrelerinde tanınan ve yaptıkları bir dizi olumlu iş ile çoğu insan tarafından sayılan ve sevilen bir kişi olmasıdır. Bu olayın da gösterdiği gibi, kadına yönelen baskı, şiddet, taciz ve tecavüz olaylarında, suçluyu sol safların dışında arama tavrından vaz geçilmelidir, suçlu birçok durumda tam ortamızda, kendi içimizdedir. Bu nedenle, genel anlamda kadına yönelik baskı ve şiddete karşı olduğunu söyleyen sol öncelikle bu işe kendi içinden başlamalıdır. Ancak ne yazık ki, Mehmet Esatoğlu örneğinde de olduğu gibi solun tavrı genelde bu tür olayları ciddiye almama, önemsememe ve suskunlukla geçiştirme biçiminde olmaktadır.

Biz bu somutta olayı ilk öğrendiğimizde olayın üzerine gitmemiş olmamızın ve tavır takınmamış olmamızın yanlış olduğunu tespit ediyoruz ve bundan böyle kadınların şikayetlerini dikkate alacağımızı ve bu konuda yürüttükleri mücadelede onların yanında olduğumuzu söylüyoruz.

31.08.2007

Kaynakça: Barışarock’ın Cinsiyetçilikle İmtihanı - Esra Aşan; Barışarock’ta Neler Oldu? Bir Tanıklık ve Bir Yorum - İlknur Özdemir, İATP-G Eğitmenler Komisyonu Üyesi / 29 Ağustos 2007; Barışarock’ta neler oluyor? -

İstanbul Barış İçin Kadın İnisiyatifi; Mağduriyetler artıyor... Susmayalım! - İATP-G Eğitmenler Komisyonu / 24 Şubat 2007; Alternatif Kültür mü, Yozlaşma Kültürü mü? (2000 yılında yazılmış, İATP-G’nin önsözüyle) - Özgür

Sahne Oyuncuları; Panel: “Sanatta Cinsel Taciz” - Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu / 03 Aralık

2000; Tacizi Tiyatro Adına Korumak ya da BarışaRock Neye Karşı? - Mehmet Tarhan, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği gönüllüsü, Vicdani Redci / 30 Ağustos 2007; Tiyatroda Cinsel Taciz - Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST). Kuşkusuz burada listelediğimiz yazılar bu konuda yazılanların tümü değildir, kaldı ki tartışma hala devam etmektedir.)

Geçmiş Şenlik Afişleri