İATP-G EĞİTMENLER KOMİSYONU’NDAN AÇIKLAMA: DİKKAT TACİZ VAR!...

vector-calendar-icon.jpg

24.02.2007

İATP-G EĞİTMENLER KOMİSYONU

Mağduriyetler artıyor... Susmayalım!

Ülkemizde her geçen gün çocuklara, gençlere, yaşlılara ve kadınlara yönelik yeni bir cinsel istismar ve şiddet olayına daha tanık oluyoruz. Toplum içinde saygınlığıyla bilinen kişilerin çeşitli suistimal olaylarının içinden çıkması, toplumsal yozlaşmanın ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Bir öğretmeni veya bir çocuk doktorunu çocuk pornosu ticaretinin baş aktörü olarak görmek ya da bir savcıyı fuhuş sektörüne “yardım ve yataklık” yaparken bulmak artık sıradanlaşan olgular haline gelmeye başladı. Çocuk yuvalarında, hastanelerde ve bakımevlerinde şiddetin, tacizin ve tecavüzün artık olağan uygulamalar haline gelmesi, muhalif olduğunu söyleyen kurumların dahi bu meseleleri ciddiyetle ele almaktan ısrarla imtina etmesi, tecavüz ve taciz görüntülerinin cep telefonları ya da internet aracılığıyla gündelik yaşamımızın “olağan” bir “eğlencesi” haline gelmesi oldukça kaygı verici gelişmelerdir. Bu denli şiddetli olaylar, ana akım medyadaki magazin haberlerinin veya muhalefetin cafe sohbetlerinin bir parçası olmaktan nadiren kurtulabiliyor. Ekseriyetle bizi belli hezeyanlara sürükleyip birkaç ayıplayıcı söz söylettikten sonra “kendiliğinden” sönümleniyor. Belki olayla ilgili benzer birkaç başka anımızı dile getirmemizin bir vesilesi oluveriyor. Ama nihayetinde tüketim toplumunun hızla değişen, hemen akabinde bir yenisinin peşine düşen zihniyetini besleyen bir “malzeme” haline gelmekten kurtulamıyor. Bu derece can yakıcı, toplumsal ve etik bir yozlaşmaya dikkat çeken “hak ihlallerine” seyirci kalmak, bunları gündelik hayatın sıradan bir parçası olarak benimser hale gelmek maalesef ki bizleri de ortadaki suçun çeşitli derecelerde bir parçası haline getirir.

 

Bir hak ihlalini bilmek ve bu hak ihlalinin mağdurun hayatında ne gibi olumsuzluklara yol açtığını duymak veya tanıklık etmek önemli bir dönüm noktasıdır. Siz bir insanın “mahvına” veya “onurunun zedelenmesine” yol açan vakayı bilmiyorsanız bir anlamda masumsunuzdur. Ancak bilmenize rağmen sessiz ve suskun kalıyorsanız artık devreye sizin o suçla olan bağlantınız girer. Bir suçun birinci derecede sorumlusu faildir. Bu tartışma götürmez bir durumdur ve nettir. Belirsizleştirilen ve aslında tartışılmadan bırakılan, suça teşvik edenler ve vakaya tanıklık etmesine rağmen susanların akıbetidir. Susmak olayın üstünü örtmektir, kanıksanmasına zemin hazırlamaktır, potansiyel yeni vakalara açık kapı bırakmaktır, suça ortaklık etmektir.

 

Bundan yaklaşık sekiz yıl önce Beyoğlu’ndaki İnsancıl Atölyesi’nin bir bileşeni olan Özgür Sahneli kadın oyuncuların oluşturduğu bir tiyatro grubu, eğitmenleri/yönetmenleri Mehmet Esatoğlu’nun fail durumunda olduğu bir cinsel taciz vakası sonucu dağıldı. Burada tiyatro yapan 11 kadının bir kısmı bu olaydan sonra ya tamamen tiyatrodan koptu veya çok zorlu geçen mücadelelerin sonrasında yeniden tiyatro yapmaya başladılar. Tiyatro eğitmenliğini çalışma yaptırdığı kadınları taciz etmek ve özel hayatıyla ilişkili çeşitli vaatler vermek üzerinden kuran Mehmet Esatoğlu’nun “teatral taciz vakası” aynı dönemde bir tiyatro yapısının da sonu olmuştu. Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ), Özgür Sahneli kadınların gündeme getirmesiyle meseleyi tartışmaya açmış ve cinsel taciz vakasını “bir eğitmenin mesleki suiistimalinin şiddetli bir sonucu” olarak değerlendirmişti. Ancak tahmin edileceği üzere, tartışılan “suçun” çeşitli tarafları oluşmuş, ATÇ içindeki grupların büyük bir kısmı ve bu olayı ataerkinin kadın bedenine tahakküm etme cüreti bağlamında ele alarak değerlendiren Kadın İnisiyatifi, olayın ciddi bir etik sorunun göstergesi olduğunu dile getirmiş ve ilkesel bir prensibin ihlaline dikkat çekmiştir: Eğitmenlik etiğindeki yozlaşma.

 

Ortadaki somut taciz olayına göz yumulmasına ve hasıraltı edilmesine rıza göstermek veya göstermemek? İşte ATÇ’yi dağılmanın eşiğine getiren bütün mesele budur. Suça ortaklık etmek veya etmemek? İşte bütün mesele budur! Bu insanın vicdanı ve adalet duygusuyla son derece bağlantılı bir sorudur. Elimizi vicdanımıza koymamız ve adalet duygumuzu harekete geçirmemiz insani bir sorumluğumuzdur ve yeterlidir.

 

Biz bu “yönetmenin” cinsel taciz sicilinin kabarık olduğunu biliyoruz. Ve bu vakaların piyasada bilindiğini de biliyoruz. Son günlerde benzer mağduriyetlerin sayısının hayli artmış olduğunu duyuyoruz. Yönetmenlik yaptığı kurumların böyle bir çalıştırıcıyı hazmettiklerini, bir tacizciye ısrarla zemin hazırladıklarını görüyoruz. Bu kurumları ifşa etme hakkını öncelikle mağdurlara bırakıyoruz.

 

Yetişkin bir kadın veya bir erkek özel hayatını karşılıklı rıza gösterildikten sonra dilediği gibi yaşayabilir ve yaşamalıdır. Ancak, bir eğitmenin cinsel suistimali, özelde tiyatro alanında bir çalışma yöntemi olarak devreye sokması çok ciddi sonuçları olan bir durumdur.

 

Tiyatroda cinsel tacizin sınırı inceliklidir. Bir tiyatro çalışmasına katılanlar tarafından bunun nerde başlayıp nerde bittiğinin anlaşılması veya hissedilmesi, özellikle yeni başlayanlar ve özellikle de yeni başlayan kadınlar açısından güçtür. Sahne sanatları, performer’ın kendisinden vazgeçmesini, kendi sınırlarını aşmasını, kendi içindeki yaratıcılığı açığa çıkarmasını, savunma mekanizmalarından ve yerleşik davranış kalıplarından arınmasını talep eder. Peki bu nasıl olacaktır? Sahnede ordasınızdır. Mahremiyetinizle, arazlarınızla ve becerilerinizle. Tiyatro sanatının yukarıda bahsettiğimiz oyunculuk handikaplarının giderilmesine ilişkin çeşitli metotları vardır. Bu metotların nasıl somutlanacağı ve ne gibi bir yönelime gireceği, icracıların bu metotları yorumlayışına bağlıdır. İşte “incelikli” olan nokta da burada başlar.

 

Tiyatroya yeni başlayanlar kendilerini “bir bilene” teslim eder. Tiyatro eğitimi eşit koşullarda başlamaz. Eğiten ve eğitilenler vardır. Eğitmen "bilen" ve rehberlik eden kişidir. Eğitilen kişi çalışmaya, bilgiye olan hayranlık duygularıyla, bir ön kabulle başlar: Eğitmene güven. Hele hele çocuk ve gençler, eğitmenlerine ve öğretmenlerine “sınırsız” ve “koşulsuz” güven duymak isterler ve duyarlar da. Onu model alırlar ve yönlendirmelerini benimserler. İşte bu nedenle, gençlerle ve çocuklarla tiyatro yapmanın etik sorumluğu çok fazladır, çünkü suistimale çok açık bir yaş grubu sizin ellerinize teslim edilmiştir. Eğitim hakkı temel insan haklarından biridir. O veya bu şekilde bu hakkın engellenmeye çalışılması bir insan hakkı ihlalidir.

 

Dikkat cinsel taciz var!

 

Amatör veya profesyonel olsun hiç fark etmez. İlkokullarda, liselerde, kolejlerde, derneklerde, üniversitelerde, mahallelerde eğitimci misyonunun arkasına sığınarak, birlikte çalıştığı veya eğitim verdiği oyunculara cinsel tacizde bulunan bir “eğitimci” kesimin varlığından haberdar olmamız gerekiyor. Buna dikkat çekmek bizim etik sorumluluğumuzdur.

 

Okullarda ve mahalle derneklerinde yönetmenlik, dizilerde ve sinemalarda oyunculuk yapmaya devam eden söz konusu yönetmenin en son 12 Eylül'ü anlatan "Eve Dönüş" filminde oynadığı görülür. Bu kişinin çocuklara, gençlere ve kadınlara verdiği zarar 12 Eylül kadar olmasa da oldukça büyüktür. Bu kişi eğitimci misyonunun kendisine sağladığı iktidarı ve üstünlüğü kullanmakta ve çalışmaya katılanların “yönetmene” duydukları güveni sömürmektedir ve muhalif olduğunu dile getiren kurumların kapısı da kendisine açıktır! Kullandığı “yöntem” sayesinde katılımcılar umutsuzluğa ve üretimsizliğe sürüklenmekte ve tiyatro sanatıyla bağları kopma noktasına gelmektedir.

 

Biz duyuyoruz, duydukça da yazacağız… Biz duyuyoruz, biliyoruz ve diğer bilenleri, duyanları ellerini vicdanlarına koymaya; mağdurları ise açıklama yapmaya, bu ızdırabı tek başına yaşamamaya davet ediyoruz.

Geçmiş Şenlik Afişleri