Tacizlerin Tanığıyım

vector-calendar-icon.jpg

13.09.2007

Fadime Yılmaz

Zeytinburnu Halk Sahnesi

Ben de mağdur oldum, ben de tiyatrocuyum, ben de eğitmenim, ben de feminstim, ben de kadınım, BEN DE TANIĞIM.

 

  • Neye mi? Mehmet Esatoğlu’nun sayısız ve sınırsız cinsel tacizine.

  • Nerde mi oldu? Tiyatroda. İnsancıl Atölyesinde, sokakta...

  • Kimler mi vardı? Yaşları 20 ile 30 arasında olan bir yığın tiyatrocu kadın, felsefeci,tiyatrocu, erkek.

  • Kimlere mi tacizde bulundu? Bütün kadın oyunculara, hepimize.

  • Nasıl mı yaptı? Tiyatro çalışmalarında söyleyerek, dokunarak, öperek, sarılarak ve bütün bunların bir yöntem olduğunu söyleyerek.

  • Kimler mi ortaya çıkardı? Mağdur kadınlar

  • SONUÇ? Tiyatroyu bırakan onlarca kadın, dağılan tiyatro grupları..

 

Evet arkadaşlar “Şapka düştü kel göründü” yıllardır söylüyoruz yazıyoruz, ama kimseler duymadı sesimizi yada duymak istemedi. Bir iki tiyatro sitesi dışına çıkmadı - çıkamadı. Tacizlerin, mağduriyetlerin ardı arkası kesilmedi. Bu sefer üç beş sağlam feminist olan biteni kalabalığa anlatmaya, seslerini duyurmaya çalıştı.

 

Günlerdir tiyatro sitelerinde çeşitli yazılar okuyorum. İnsanlar enini, boyunu, önünü ve sonunu bilmedikleri meselelere tanıklık yazıları yazıyorlar. Ve ben bu yazıları okudukça gülüyorum. Bu tecrübesiz ve “tertemiz” gençlere hem gülüyor, hem acıyorum. Hepsi bulanık camdan bakar gibi bakıyorlar dünyaya ve yaşanan olaylara. Feministler ve mağdurlar dışında hiç kimse hiçbir şey anlamıyor. Bizim olsun kirli olsun felsefesi almış başını gidiyor.

 

Tiyatroda, sanatta, işte, evde, sokakta, erkek egemen “sol kültür”de bu taciz mevzusunu anlamakta insanlar zorlanıyor. Çünkü anlamak başkalarına anlatma sorumluluğunu yüklüyor. Anladığında kirlendiğini farketme korkusu sarıyor. Madalyonun görünen yüzüyle ilgilenmek çok daha kolay geliyor. Mağdurla empati kurmak başına iş almak gibi bir şey oluyor. Bunun için İstanbul’da yaşayan eğitmenlik-yönetmenlik yapan “insanı” İzmir’den, Aydın’dan gelen insanlar savunuyor. Ne için? “Sol kültür”, “devrimci kültür”, “alternatif kültür” adına. Peki neye tanık bu arkadaşlar? Sonuca. E biz de çıkar tacize ve mağduriyete tanık olduğumuzu söylersek, ve her türlü platformda söyleyeceğiz dersek? Gözümüzün önünde, yanımızda bu kişinin, eğitmenin-yönetmenin, kendisini eğitmenine koşulsuz teslim eden öğrencilerini taciz ettiğini ve bu insanların tiyatrodan uzaklaştığını söylersek n’olur?

 

Olgularla konuşmak gerekirse konuşalım. 1999 yılında benim de üyesi olduğum Özgür Sahne, Tiyatro Simurg ve İstanbul Sahnesi Beyoğlu’unda bir atölye tutmuştuk. Atölyenin adını da İnsancıl Atölyesi koymuştuk Bizler Özgür Sahneli kadınlar 10 kişinin üzerindeydik. Bu atölyenin her şeyinde yer aldık. Aidatından, kirasından temizliğine kadar. Nede olsa bizim atölyemizdi ve her şeyine ortaktık. Taaki tacize uğrayıp dağılana kadar.

 

Bir süre geçtikten sonra grubumuzun eğitmenliğini ve yönetmenliğini üstlenen (Hangi aşamada yönetmenimiz olduğunu anlayamadığım) Esatoğlu hepimizi taciz etmeye başladı. Taciz ettiği yetmiyormuş gibi bizim gruptan üç kişiyle, Tiyatro Smurg’tan iki kişiyle, İstanbul Sahnesi’nden bilmem kaç kişiyle aynı anda ilişki yaşadığı ortaya çıktı. Ya onaylayacak ya kaçacaktık. Üçüncü bir yol olduğunu düşündük. Bir yazı yazdık [*] ve bu yazıyı o zaman grubumuzun da üyesi olduğu ATÇ (Amatör Tiyatrolar Çevresi) toplantısında grupların görüşüne sunarak mağduriyetimizi dile getirdik. Söz konusu yazıyı biz yazdık. Ben ve dört arkadaşım. Amacımız.tiyatroda tacizi tartışmaya açmak, Esatoğlu ve onun gibilerinin eğitim pratiklerini sorgulamaları, sol içinde cereyan eden bu olaylardan daha fazla kadınlar-tiyatrocular mağdur olmasın idi. Ama durum beklediğimiz gibi olmadı. Tiyatro Simurg, Bakırköy Oyuncuları, İstanbul Sahnesi ve İnsancıl Dergisi (Bunlar Esatoğlu’nun yönetmenlik yaptığı gruplar, dergi ise Esatoğlu’nun sanat yönetmenliği yaptığı dergi idi) etten bir duvar örerek tartışmayız, tartıştırmayız dediler. Bunların dışındaki ATÇ üyesi diğer gruplar, bunun eğitmen etiğine aykırı olduğunu, bu konuların tartışılması gerektiğini, tacizcilerle birlikte yürüyemeyeceklerini belirttiler. Velhasıl sonuçta bu etik ve ciddi bir sorundur diyenler ayrıldı ve ATÇ dağıldı. Ayrılan grupların çoğunluğu ayrı bir platform kurdular.

 

Güya olgular ve belgelerle konuşan “BARIŞAROCK” katılımcısı tiyatrocular. Sizler de yukarıda bahsettiğim grup üyeleri gibi bir tacizciyi savunduğunuzun farkındasınız sanırım. Belge istiyorsanız, buyrun o dönemde yazılan yazıları tek tek yayınlayın sitelerinizde. Sizin için mağdurların beyanları hiç mi önemli değil? Esatoğlu (namı diğer Behruz) deyim yerindeyse cinsel organı elinde dolaşan bir tacizcidir. Bu adam sapıklık derecesinde bir istismarcıdır, hastadır. Bize göre derhal tedavi olması ve tiyatro eğitmenliğini bırakması gerekmektedir. Yoksa mağdurların sayısı

 

artmaya devam edecektir. Yalnızca bizleri değil kaç tane ortaöğrenim öğrencisini taciz ettiği, kaç okuldan atıldığını bilmeyen yoktur. Varsa da İstanbul dışında yaşayan ve festivalden festivale “ilk kez misafir olarak“ katılan insanlardır.

 

Bizim için sorun yalnızca Esatoğlu sorunu değildir. Bizler biliyoruz ki, partilerde, sendikalarda, derneklerde bu gibi vakalar yaşanmaktadır. Fakat bu meseleler kurumlar içerisinde örtülerek mağdurlar bir kez daha mağdur edilmektedir. Ben şahsım adına susmayı düşünmüyorum. Söylediklerim ne “Komplo”dur ne de “Yalan”. Talep edilen bütün platformlarda çıkıp konuşacağımı buradan herkese bildiririm.

Geçmiş Şenlik Afişleri